HÜKÜMETİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ
Genel seçimler geçti.
Cumhurbaşkanlığı seçimi bitti.
Öncelikli gündeminiz, türban dahil tamamlandı.
Son üç yıldır ihmal edilen AB projesine, dört elle sarılmamak için artık hiç bir bahane kalmadı.
“2008 AB yılı olacak”sa eğer,
Sizden söz değil, somut adımlar atmanızı,
AB sürecine layikiyle sahip çıkarak, kaybedilen zamanı telafi etmenizi bekliyoruz.
Özgürlük anlayışınızın sadece türbanla sınırlı olmadığını,
Çoğulcu demokrasinin gereği olan tüm hak ve özgürlüklere sahip çıktığınızı,
Bunları belirli hedeflere ulaşmak için bir araç değil, amaç olarak gördüğünüzü,
Laiklikten taviz verme, Türkiye’yi Batı’dan ve dünyadan uzaklaştırma niyetiniz olmadığını kanıtlayacak icraat bekliyoruz.
Ve hatırlatıyoruz!
İçeride ve dışarıda, Türkiye’nin Batı’dan ve dünyadan uzaklaştığı izlenimini silecek,
Kaygıları giderecek tek yol AB çıpasıdır.
AB üyeliği, Türkiye’de laik demokrasinin, ekonomik ve siyasî istikrarın, sosyal refahın güvencesidir.
Böyle olduğu için 50 yıldan beri bir devlet politikası olarak varlığını sürdürmüştür.
Ancak bugün, bu çıpanın zayıfladığı, Türkiye’nin başka mecralara kaymakta olduğu görüşü hakimdir.
Her ne kadar aksini iddia etseniz de bu görüş içeride ve dışarıda giderek yaygınlaşmaktadır.
AB çıpasına tutunmanın yolu, AB yolunda kararlılıkla ilerlemektir. İcraattır.
İcraatın ölçüsü, bakanların Avrupa’da kaç el sıktığı, bürokratların Brüksel’de kaç toplantıya katıldığı değil,
Hükümetin attığı adımlar ve aldığı sonuçlardır.
Son üç yıldır olduğu gibi, “önce iç politika, sonra AB” anlayışı ile bu sürecin ilerlemesi mümkün değildir.
AB’yi bir dış politika meselesi olarak görmekten vazgeçilmelidir.
AB, toplumsal yaşamın tüm alanlarını düzenleyen bir yeniden yapılanma sürecidir. Başlı başına bir iç politika meselesidir.
Ve sadece 2008 yılında değil, üyeliğe kadar her yıl için öncelikli gündem maddesi olmalıdır.
Siyasi reformlar hızla hayata geçirilmeli, ifade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalı, 301 gibi sembolleşmiş demokrasi ayıplarından kurtulunmalıdır.
Aşağıda imzası olan bizler, hükümeti göreve çağırıyoruz.
Kamuoyunun geniş desteği ile iktidara gelmiş, Meclis’te çoğunluğa sahip bir hükümetin, verdiği sözleri tutmamasının hiçbir izahı olamaz.
Eğer AB üyeliği hedefini gerçekten benimsiyorsanız, bunu kanıtlamanın tam zamanıdır.
Sözünüzü tutun, 2008’i ve takibeden yılları birer AB yılı yapın.
İMZALAYANLAR
ACUNER Dr. Selma, AKAT Prof. Dr. Asaf Savaş
AKTAR Prof. Dr. Ayhan, AKTAR Dr. Cengiz
AKKOÇ Nebahat, ALİ Prof. Dr. Filiz
ALTAN Prof. Dr. Mehmet, ANAD Çiğdem
ANADOL Çağatay,ASNA Sibel, ATALAY Akın
BAYDAR Oya, BAYDAROL Can, BECERİKLİ Saadet
BENMAYOR Gila, BİNGÖL Yavuz, BİRAND Mehmet Ali
BUĞRA Prof. Dr. Ayşe, BUHARALI Can, BÜYÜM Nazar
ÇALIŞLAR İpek, ÇALIŞLAR Oral,ÇARKOĞLU Prof. Dr. Ali
ÇETİNKAYA Hikmet, CİNMEN Ergin,CİVAOĞLU Güneri
ÇANDAR Cengiz, ÇONGAR Yasemin, ÇUBUKÇU Mete
DEDEOĞLU Prof. Dr. Beril, DEMİRCİ Latif
DİKİNCİLER Yetkin, DİNK Rakel, DURAN Ragıp
DÜZEL Neşe, ENGİN Aydın, ERALP Prof. Dr. Atilla
ERALP Yalım, ERDEM Tarhan, ERGEÇ Prof. Dr. Ruşen
ERGÜN Halil, ERSANLI Prof. Dr. Büşra
GÖĞÜŞ Zeynep, GÖKKAN Ayşe, GÖNEN Emre
GÖZAYDIN Prof. Dr. İştar, GÜRSEL Prof. Dr. Seyfettin
HAZARDAĞLI Cihat, İDİZ Semih,İLKİZ Fikret
İSKİT Temel, KABATEPE Erdal
KADIOĞLU Doç. Dr. Ayşe, KALEAĞASI Dr. Bahadır
KARAKAŞ Prof. Dr. Eser, KARAUÇAK Dr. Şebnem
KARLUK Prof. Dr. Rıdvan, KAVALA Osman
KESKİN Dr. Yıldırım, KEYMAN Prof. Dr. Fuat
KİRİŞÇİ Prof. Dr. Kemal, KORTUN Vasıf
KÖKSAL Sönmez, KULİN Ayşe, KÜR Pınar
LÜLE Zeynel, MADRA Beral, MANSUR Cem
MANSUR Lale, MİROĞLU Orhan
MÜEZZİNOĞLU Ziya, OKAY Meral
ONANÇ Gülseren, ORAN Prof. Dr. Baskın
ÖNAL Ayşe, ÖZGENTÜRK Ali, SANBERK Özdem
SÖKMEN Semih, SUNGAR Murat, TAMER Meral
TANBAY Prof. Dr. Betül, TANBAY Zeynep
TANRIÖVER Doç. Dr. Hülya, TEKAY Mebuse
TOKSÖZ Fikret, TONUS Dr. Özgür
TOPRAK Prof. Dr. Binnaz, TURAN Prof. Dr. İlter
TÜRKMEN Doç. Dr. Füsun, TÜRKMEN İlter
SAYAR Vecdi, ULUÇ Ömer, ULUENGİN Hadi
ÜLGEN Sinan, ÜLSEVER Cüneyt
UŞAKLIGİL Emine, UZUNER Buket
VURAL Volkan, YALIN Sibel
TUNÇ YELTİN Leyla, YILMAZ Doç. Dr. Hakan
YILMAZ Serra, YURTTAGÜL Ali
Bu kampanyayı destekliyorsanız, ADINIZI, SOYADINIZI, MESLEĞİNİZİ ve bildiriyi onayladığınızı belirten bir mesajınızı info@kriterdergisi.com adresine göndererek, sesimizi çok daha güçlü duyurmamıza katkıda bulunabilirsiniz.
Siyasal milliyetçilik kontrgerilla ile iç içe
Başyazarımız Mehmet Altan son günlerin güncel tartışma temalarından biri olan milliyetçiliği ele alan yazılarını bir kitapta topladı...
Türkiye’nin çalışkan kalemlerinden biri ve gazetemizin de başyazarı olan İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi profesörlerinden Mehmet Altan milliyetçilikle ilgili yazılarını Milliyetçilik ve Çeteler adlı bir kitapta bir araya getirdi. Altan’a birkaç soru yönelttik.
Türkiye’de milliyetçiliğin 1970’lerden 2000’lere yaşadığı değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Milliyetçiliği analiz ederken iki bağlamda ele almak gerekir. Birincisi derin devletin milliyetçilik adı altında geliştirdiği, derinleştirdiği kontgerilla anlayışı, ikincisi ise siyasal milliyetçilik. 1970’lerde siyasal milliyetçilikle kontrgerilla zihniyeti daha iç içe, daha ikiz kardeş gibiydi. Bugün ise nispi bir ayrışmadan söz edilebilir. Ergenekon derin devlet çizgisinde devam ederken milliyetçiliği siyasi yelpazede benimseyen ana gövde ise daha merkeze kayarak sivilleşmeye, daha modernleşmeye eğilimli gibi gözükmekte. Ama yeryüzü dünyalaşırken bizim milliyetçiliğin nüanslarında zaman kaybettiğimizi de asla unutmamak gerekir.
Milliyetçi akımların Türkiye’ye nasıl bir etkisi oluyor?
Türkiye’de milliyetçilik en fazla ağır rekabet altında bulunanları ve benim deyimimle tutunamayanları etkilemekte. Çünkü Türkiye’de ortalama okula gitme süresi dört yıl. Çalışanların yüzde 80’ninin mesleksiz olması demek bir taraftan da gittikçe piyasa mekanizmalarının bozulduğu, piyasa ekonomisinin oturduğu, derinleştiği ve değer üretemeyenlerin piyasada yer bulmakta zorlandığı bir süreç yaşanıyor. Yani, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden bu yana geçirmiş olduğu aşamalar eskisi gibi değer üretemeyenlerin hayatın içinde rahatlıkla yer bulmalarını engelliyor. Dil bilmeyen, iyi eğitimden geçmemiş, rekabet edilmesi halinde kayba uğrayacağına inanan kesimler kendilerinin hayat karşısındaki bu korkularını siyasal milliyetçiliğe sığınarak gidermeye çalışıyorlar. Onun için Türkiye’de siyasal milliyetçilik tanımı kriterleri, ilkeleri belli olmayan bir vatan sevgisi söylemi etrafında hareleniyor. Bu anlayış bir hamasetten öteye geçemiyor. En çok da tutunamayanları etkiliyor.
SOSYAL SINIFLAR YOK
Milliyetçilik hangi kesimleri etkiliyor?
Milliyetçi akımların Türkiye’ye etkisi ta Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devam ediyor. Türkiye’de sosyal sınıflar gelişmemiştir, sosyal sınıfların düşünce yöntemleri olan liberalizm ve Marksizm buralarda kök salmamıştır. Türkiye’de sürekli Müslümanlığın ve milliyetçi anlayışın ağır izlerinden boy almış milliyetçilik var. Bugün burada maalesef teknoloji üretme, yeni bir buluş yapma, kendi işini yeryüzü standartlarında başarma ve bir dünya vatandaşlığı olarak algılanmıyor, hamaset, kendi gibi konuşmayanı dışlayan bir anlayış olarak ortaya çıkıyor. İnsanlığa katkı yapmadan kanı kanla yarıştırmak üstüne bir milliyetçiliğin anlamı yoktur. Milliyetçi olunacaksa insanlığa katkıda bulunan bir coğrafyanın unsuru olarak kendi bölgenin bereketini çoğaltmak ve dünyaya yağdırmak gibi bir milliyetçilik anlayışına sahip olmak gerekir.
24.02.2008 Star Gazetesi
Bir özür borcu...
Demokrasi mücadelesi sırasında resmi tarih ve ideolojiyle ters düştügü için üzeri çizilenlere
Yüzleşme Derneği resmi tarihte ‘yok’ sayılanlar için ‘Özür ve Telafi Girişimi’ başlatıyor. Amaç‘yok’ sayılanlara iade-i itibar vermek. Bunun için seçilen ilk isim, 1. Meclis’in önemli ismi Hüseyin Avni Ulaş
Yüzleşme Derneği ‘Özür ve Telafi Girişimi’ başlatıyor. Neyin özrü, neyin telafisi?
Resmi tarih ve ideolojinin ‘yok’ saydığı...
Veya unutturmak istediği kişilerin ve olayların özrü ve telafisi.
Başlangıç vuruşunu da, bugün 60. ölüm yıldönümü olan Hüseyin Avni Ulaş ile yapıyor.
Tek parti rejimine muhalefet ettiği için İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan Hüseyin Avni Ulaş, önce saat 11’de ‘Empati Grubu’ tarafından Beykoz Küçüksu Mezarlığı’ndaki mezarı başında anılacak.
Sonra...
14.00-17.00 saatleri arasında Bilgi Üniversitesi Kuştepe kampüsünde bir panel düzenlenecek.
Yüzleşme Derneği’ne göre Türkiye’de sorunlarımızın çözümü, sağlıklı ve işleyen bir demokrasi...
Ancak geçmişle yüzleşmekle mümkün olabilir.
Şöyle diyorlar:
‘Eksiğiyle fazlasıyla sahip olduğumuz demokrasi birikimi, hiç kuşku yok ki bir tarihi evveliyata sahip.
Resmi tarih ve resmi ideoloji tarafından ‘yok’ sayılmak, unutturulmak istenen gerçeklerimiz var.
Bugün demokrasi adına yaşadığımız, sahip olduğumuz kazanım ve gelişmeler, bunun çilekeş mücadelesini yürütenlerden bağımsız olarak düşünülemez, doğru anlaşılamaz.
Resmi ideoloji ve tarih anlayışının üzerini örttüğü, bizlere unutturmak istediği kişi ve olayları, süreçleri açığa çıkartmak, tarihimize ve gerçeklerimize ayna tutmak istiyoruz. Özür ve Telafi Girişimi, tek başına bir tarih çalışması değildir. Bu girişim, geçmişte bürokratik cumhuriyetin gadrine uğramışlara bir özür borcu, uğradıkları haksızlıkları ortaya çıkarma, günümüz koşullarında karınca kararınca bir telafi ve iade-i itibar çalışmasıdır.’
Bu girişimin ilk halkası olan Hüseyin Avni Ulaş kim?
Ya da neden ilk olarak Hüseyin Avni Ulaş seçilmiş?
Cevap Hüseyin Avni Ulaş’ın kimliğinde.
Cumhuriyetin ‘demokratikleşmesi’ için Birinci Meclis’te büyük çaba gösteren ilk demokratlarımızdan...
İttihatçı özelliklere karşı çıkmış...
Dar çevre egemenliğine karşı çıkmış...
Merkeziyetçiliğe karşı çıkmış...
Hukukun üstünlüğü için savaşmış...
Halkın iradesinin mutlak olması için uğraşmış.
Üzerini çizivermişler, bir daha seçilmediği gibi ne arayanı çıkmış, ne soranı...
Türkiye öylesine genç bir nüfusa sahip ki, üstelik magazinleşme de öylesine etkin ki, ‘Birinci Meclis’...
Yahut ‘Birinci Meclis’te İkinci Grup’ deyince, ne olduğunu da kısaca bir hatırlatmak mecburiyeti var.
Ana Britannica’nın tanımıyla söylersek:
‘İlk Meclis’teki ‘İkinci Grup’a mensuplar...
Özellikle Hüseyin Avni Ulaş ‘İttihatçı bir özellik olarak gördüğü kişi ve dar çevre egemenliğine, merkeziyetçiliğe karşı’ çıkmaktaydı.
Hukukun üstünlüğünü ve halkın iradesini savunuyordu.
İyi bir hukukçu olmasının da katkısıyla, cumhuriyetin demokratikleşmesini her fırsatta öneriyor, aksine gelişmeleri de eleştiriyordu.’
Cumhuriyeti demokratikleştirme arzusunda olan herkesin rahmetle anması gereken tarihsel kimliklerimizden biri Hüseyin Avni Ulaş.
Eğer mevcut durumu daha hızlı düzeltmek arzusunda isek biraz daha cevval davranmalıyız...
Dün bizim arzuladıklarımız için mücadele edenlere karşı manevi borcumuzu ödemezsek, bu çabalar yarına köklü bir biçimde intikal etmez.
Türkiye’nin temel sorununun cumhuriyetin demokratikleşememesi olduğu ortaya çıkınca, Hüseyin Avni Ulaş’ı da yeniden keşfettik.
Yıllar önce gidip Küçüksu’daki mezarına güller koymuştuk. Bugün de koyacağız.
Ama hem Sivas, hem Erzurum Kongresi’ne katılmış olmasına rağmen, Erzurum’un ona bir büstü fazla görür gibi bir hali vardır. Yıllardır öneririz ne belediye duyar, ne diğer il yönetimleri...
Aslında Erzurum’u görünce bunun nedenini daha da iyi anlamıştım.
Erzurum’da devlet halktan hala zengin... Kent, kamu binalarının ezici hakimiyeti altında.
Demokrasiyi talep eden Erzurumlu bir demokratın büstü belki de o nedenle gündemde yok.
Ne zaman ki, halkın zenginliği devletinkini aşar, Erzurum da Hüseyin Avni Ulaş’ı hatırlar. Şimdilik devletin kahramanları ile idare ediyorlar. Halkınkine sıra gelmiyor.
Demokrasi, hukuk...
Sorunlarımızı çözecek ciddi formüller olarak bunları görüyorsanız, siz de Hüseyin Avni Ulaş’a bir selam gönderin.
Rejimin ondan esirgediğini, toplum olarak biz verelim.
Küçüksu’daki mezar, Hüseyin Avni Ulaş’ın 60.ölüm yıldönümünde gadre uğramış bir öksüzlüğün ıssızlığında kalmasın.
23.02.2008
Yüzleşme Derneği "Özür ve Telafi Girişimi" başlatıyor
22.02.2008
Özür ve telafi Girişimi kapsamında 23 Şubat 2008 Cumartesi günü saat 14.00-17.00 saatleri arasında Bilgi Üniversitesi KUŞTEPE kampüsünde yapılacak panelle ölümünün 60. yıldönümünde Hüseyin Avni Ulaş gündeme getirilecek.
Türkiye’de sorunlarımızın çözümünün, sağlıklı ve işleyen bir demokrasinin ancak geçmişle yüzleşmekle mümkün olabileceği fikrini esas alan Yüzleşme Derneği, adını Özür ve Telafi Girişimi koyduğu bir dizi etkinlik başlatıyor. Etkinliklerin ilk halkasını Hüseyin Avni Ulaş oluşturacak.
Eksiğiyle fazlasıyla sahip olduğumuz demokrasi birikimi, hiç kuşku yok ki bir tarihi evveliyata sahip. Resmi tarih ve resmi ideoloji tarafından “yok” sayılmak, unutturulmak istenen gerçeklerimiz var. Bugün demokrasi adına yaşadığımız, sahip olduğumuz kazanım ve gelişmeler, bunun çilekeş mücadelesini yürütenlerden bağımsız olarak düşünülemez, doğru anlaşılamaz.
Resmi ideoloji ve tarih anlayışının üzerini örttüğü, bizlere unutturmak istediği kişi ve olayları, süreçleri açığa çıkartmak, tarihimize ve gerçeklerimize ayna tutmak istiyoruz. Özür ve Telafi Girişimi, tek başına bir tarih çalışması değildir. Bu girişim, geçmişte bürokratik cumhuriyetin gadrine uğramışlara bir özür borcu, uğradıkları haksızlıkları ortaya çıkarma, günümüz koşullarında karınca kararınca bir telafi ve iade-i itibar çalışmasıdır.
Türkiye’deki demokrasi savunucularının, 60. ölüm yıldönümünde Hüseyin Avni’ye karşı vefa borcunu ödeme vakti gelmiştir. Özür ve telafi pratiğinin ilk somut örneği olması bakımından Hüseyin Avni’nin hatırasına sahip çıkmak, onu anmak, O’na Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin ilk öncülerinden biri olarak resmi ve sivil alanda itibarını iade etmek, daha fazla ertelenemeyecek bir görevdir…
23 Şubat 2008 Cumartesi
Saat 11: Beykoz Küçüksu Mezarlığı’nda “Empati Grubu”nun düzenlediği anma.
Saat 14.00-17.00: PANEL/Ölümünün 60. yıldönümünde Hüseyin Avni Ulaş/Bilgi Üniversitesi KUŞTEPE kampusü.
Panelistler: Ahmet Demirel, Alev Erkilet Başer, Ayşe Hür, Mehmet Altan, Öner Özbek, Şinasi Haznedar (mod.)
21 ŞUBAT ULUSLARARASI ANADİLİ GÜNÜ KUTLU OLSUN!
UNESCO Genel Kurulu 1999 yılının kasımında 21 Şubatı Uluslarası Anadili Günü olarak kabul etmiştir. 2000 yılından beri bu gün Uluslararası Anadili Günü olarak anılmakta ve kutlanmaktadır.
21 Şubat 2002 tarinde UNESCO yayınladığı Dünya Dilleri Atlası’nda dünyada konuşulan 6.000 dilin yarısının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirtmişti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan aynı tarihte yapılan Uluslararası Anadili Günü toplantısında yaptığı konuşmada: “Dünyada konuşulan 6000 dilin bulunduğunu ve bu dillerin korunması ve varlıklarını sürdürebilmeleri için çalışmalar yapılmasını” açıklamıştı.
UNESCO yaptığı çalışmalarda çokdilliliğin korunmasını ve geliştirilmesini desteklemektedir
Üniversite Öğretim Üyelerine
Türban üzerinden kutuplaşmaya karşı demokrasi ve özgürlükleri genişletelim
Doğrudur, ve bugün de savunuyoruz ki, liseyi başarıyla bitirmiş, giriş sınavında başarılı olmuş, rüştünü ispat etmiş bir kız öğrencinin, kıyafeti nedeniyle üniversiteye alınmaması, ne eğitim hakkı ilkesiyle, ne bireysel hak ve özgürlüklerle, ne laiklik ilkesiyle, ne de demokratik sistemle bağdaşır.
Ancak AKP-MHP’nin Türkiye’ye dayattığı türban çözümü sadece belli bir kesimin özgürlük alanını genişletmek üzere düşünülmüş sakıncalı bir formüldür, özellikle üniversite ve toplumda ciddî kutuplaşma yaratacak potansiyele sahiptir.
Bizler türbanın serbest bırakılması ile laikliğin ortadan kalkması arasında birebir bir sebeb-sonuç ilişkisi görmüyoruz. Ancak türban özgürlüğünün bireysel eğitim hakkının ötesinde bir grup hakkı olarak ele alınmasını da sakıncalı buluyoruz.
Süregelen tartışmada, modern toplumda özgürlük alanının dinsel, etnik, cinsel, dilsel ve kültürel çok boyutlu yapısı, özgürlüğün sınırının diğer özgürlüklerin başladığı nokta olma ilkesi ve özgürlük-demokrasi ilişkisi tamamen gözardı edilmektedir.
Süregelen tartışmada, ne yüksek öğrenimde akademik özgürlükler sorunu, ne orta öğrenimdeki din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması konuşulmaktadır.
Tartışma, sınırlı bir özgürlük ve kısıtlı bir demokrasi anlayışının yol açtığı bir kutuplaşma temelinde gelişmekte, ‘Türbana Özgürlük - Laik Cumhuriyeti Koruma’ zıtlaşmasına indirgenmektedir. Bunun yanısıra yine bir dayatmacılık anlayışını yansıtan, türban yasağına karşı olsa da yasağın kalkmasında kullanılan yöntemden rahatsızlık duyan her yurttaşı ‘benden değilsen onlardansın’ basitliğiyle yaftalandıran anlayış da kabul edilemez.
Üniversitede ve toplumda giderek derinleşme riski taşıyan kutuplaşmadan kaygılı olan bizler, yüksek öğrenim kurumlarında türban özgürlüğü tartışmasında toplumsal bir uzlaşma ve diyalog yaratacak üçüncü bir yaklaşıma gereksinim olduğunu düşünüyoruz.
Sorunun çözümüne, hak ve özgürlüklere çoğulcu yaklaşan, özgürlüğe ötekine karşı sorumluluk ilkesiyle bakan, özgürlüğü ve sınırlarını hukuksal güvence altına alan bir görüşle yaklaşmalıyız. Hükümet de ancak böyle bir bakışla sorunlara yaklaştığı zaman inandırıcı olabilir, toplumun farklı kesimlerinin geleceğe güven içinde bakmasını sağlayabilir. Toplum da türban sorununu ancak böyle sağlıklı bir temelde, en geniş hak ve özgürlükler güvencesiyle ve rejim korkusu yaşamadan tartışabilir. Yeni anayasanın gereksinim duyduğu verimli ve yapıcı tartışma ve diyalog ortamı bizce ancak bu şekilde yaratılabilir.
Fuat Keyman (Koç Üniversitesi) Cengiz Aktar (Bahçeşehir Üniversitesi)
http://www.petitiononline.com/turban/petition.html